Haber Detayı
02 Şubat 2019 - Cumartesi 11:01 Bu haber 5929 kez okundu
 
Gümüşhane’de Antik Çağın Örneği
YAŞAM Haberi
Gümüşhane’de Antik Çağın Örneği

Gümüşhane’de Antik Çağın Örneği

Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Erüz, Gümüşhane’nin antik çağdan kalan en önemli kültürel varlıklarının başında Krom Vadisi’nin geldiğini söyledi.

Erüz, Antik çağlardan bugüne yerleşim yeri olan Gümüşhane ve Kurum Vadisi, bölgeden geçen Ksenofon döneminden, Bizans‟a ve Osmanlı’dan Cumhuriyetin kuruluşuna kadar önemli bir geçit, ticaret, sığınma ve yerleşim yeri olduğunu belirtti.

Yerleşimlerin ve yaşayan halkların tarihsel gelişimi irdelendiğinde, bölgenin sürekli gelişen, göç alan ve göç veren, özel imtiyazlara sahip bir bölge olduğunu ifade eden Erüz, şöyle devam etti: “Bölgenin halklarına ve yerleşimlerine ilişkin nüfus kayıtları, hikaye ve makaleler irdelendiğinde Kurum yerleşimlerinden kaynaklarda adı geçen ilk yerleşim yeri; MS 530-550’de bölgeyi ele geçiren Doğu Roma imparatoru Justinyen’in bir garnizon oluşturduğu Mohara (Krom Yayla) ve kilise inşa ettirdiği görülmektedir. Bölge tarihsel süreçte, ekonomik, iklimsel ve savaş gibi etkilerle sürekli olarak demografik değişimler göstermiştir.”

“Madenler Açısından Çok Zengin”

Gümüşhane ve Kurum Vadisinin  dağlık, akarsuların kestiği vadilerden oluşan ve 1000-3081metre arasında yüksekliklere sahip, Karadeniz iklimi ile Karasal iklimin geçiş zonunu oluşturan, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçen bir coğrafik yapıya sahip olduğunu anlatan Erüz, “Dağlık coğrafya bünyesinde bol miktarda maden rezervi barındırmaktadır. Çalışma sahasının üst kotları olan Kurum (Bulutyayla) ve İmera (Olucak) maden sahalarındaki cevherleşmeler, bakır, kurşun), çinko, altın, gümüş içermektedir. Bu cevherler, çalışma sahasında Eosen‟den sonra meydana gelen büyük kırık hatları boyunca yüzeye çıkan çözeltiler tarafından oluşturulmuştur. Özellikle bazı maden yataklarında yoğun miktarlarda bulunan altın ve gümüş, bu cevherler yataklarının madenciliği için kullanılmasına yol açmıştır. Bir coğrafyada madenlerin varlığı, tarihin en eski dönemlerinden itibaren bölge refahını tetikleyici etken olmuştur. Toplumlar, çok yaygın kullanım alanına sahip yeraltı zenginliklerini ele geçirmek için çok çaba sarf etmiş, savaşlar yapmış, stratejiler geliştirmişlerdir. Osmanlı Devleti, uyguladığı genişleme politikası sayesinde, verimli topraklar, stratejik noktalar ve ticari merkezlerle birlikte zengin maden sahalarını da kontrol altına almanın yollarını aramış ve bulmuşlardır.”

Kurum Adının Kaynağı

Kurum adı ve kaynağı ile ilgili farklı iddiaların söz konusu olduğunu ifade eden Erüz, şöyle dedi: “02), “Kurum” yerleşim adının eski nahiye, 1486–1583 yılları arasındaki Osmanlı kayıtlarında “Kurum” olarak verildiği ve bu adın bölgede yerleşik Türkmen oymaklarından Göklen’e mensup bir topluluğun ismi olduğunu belirtmektedir. Diğer bir iddia ise Karadeniz’in kuzeyi ve Balkanlarda hakimiyet kurarak Bizansla mücadele içersinde bulunan Bulgar Türk Hanlığının 800-813 yılları arasındaki hakanının adının Kurum olduğunu, ayrıca Kurum’un hem şahıs ismi hem de şahsa tabi halk olarak kullanıldığını belirtilmektedir. Aynı , Bulgarların; Kurum bölgesi ve doğusunda kalan bölgede de yerleştiklerini ve Kurum’un doğusunda kalan Doğu Karadeniz dağlarına Bulgar Dağı olarak adlarını verdiklerini ve bu adın Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethi sırasında geçilen dağ olduğu belirtilmektedir.”

Erüz, “Bölgeyi 1989’da gezen ve inceleyen Sinclair da, havza ve nahiye merkezinin adını Kurum olarak vermiştir. Aynı şekilde Osmanlı döneminde (18. ve 19. yy.) bölgeden Anadolu’nun madencilik yapılan yörelerine göç eden madencilere de “Stavriot” veya “Kurumli” adı veriliyordu. Günümüzde Yozgat-Akdağ yöresinde Kurumli soyadlı kişiler yaşamaktadır. Hasluck (1921), Hamilton’a dayanarak bölgeyi Kromna, yerleşim yerini ise Kurumi olarak adlandırmıştır. Andreadis (1999) göre ise, Kurum’a Rumlar tarafından verilen Kromni adının, bölgede yerleşenlerin evlerini sarp, yalçın kayalıklara inşa ettikleri ve bölgenin, zaman içersinde kayalık anlamında “Kromni” adını aldığı şeklindedir. Kromni adının Yunanca Kremos=kaya, kayalık olarak ifade edilen kelimeden türemiş Krom olduğu ve bu ismin 19. yüzyılda bölgedeki eğitimin ve edebi kullanımda Yunancanın etkisinin artmasına paralel olarak, bölge Kromni, halkının ise Kromnaioi şeklinde, Yunanca adlandırılmaya başlanmıştır. Nakracas (2003), bölge ve Doğu Karadeniz yöresinin durumu ve nüfusu hakkında bilgi veren “Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni” adlı çalışmasında bölgenin adını “Korom” olarak vermektedir. Günümüzde bölgede yaşayan halk, bölgeyi Gorom olarak adlandırmaktadır. Yöre sakinlerinin sözlü ifadesine göre; çıkarılan maden pasaları ve ergitme sonrası oluşan cürufların dereye karışarak derenin kurum (Türkçe; soba, ocak isi, Rumca; kurumi; ateş dumanı, baca kurumu), yöre ağzıyla Gorom gibi, siyah renkte akmasına neden olduğu için yerleşim merkezi ve dereye bu adın verildiği söylenmektedir. 28 kilometre uzunluğundaki akarsu ve vadiye adını veren yerleşim farklı kaynaklarda Kurum, Gorom, Korom, Krom, Gurom, Kromni, Korum gibi çeşitli adlarla anılmaktadır.”

Olucak (İmera) Manastır Kilisesi

Yine aynı güzergah üzerinde bulunan ve Gümüşhane Merkez İlçe Olucak (İmera) Köyü sınırları içerisindeki Olucak (İmera) Manastırı il merkezine yaklaşık 36 km mesafededir. Kaynaklardan yapının 1740 yılında yapıldığı, etrafının yüksek duvarlarla çevrili olduğu, ikamet mekânlarının 1827 yılında yapıldığı yazılıdır.

Üzerindeki kitabeden manastırın 1859 tarihinde baş rahibe Roxane tarafından yenilendiği anlaşılmaktadır. Yapı, kesme taş + moloz taş malzemeli ve yığma olarak inşa edilmiştir. Doğu cephesinde yer alan dışa taşıntılı yapılan üç apsisi ana yapıdan daha dar ve alçak tutulmuştur. Beşik çatısı kademeli yapılmış olup naosun orta kısmı çokgen, yüksek kasnaklı kubbe ile örtülmüştür. Çatı örtüsü toprak ve taştır. Duvarlar yonu taş, cephe bitimleri, saçak kısmı, kapı ve pencere söveleri ile iç mekândaki kemerler düzgün yonu taştır. İç mekânın aydınlatılması, apsislerin ekseninde yer alan birer adet mazgal pencere, apsislerin üst kısmındaki duvar üzerinde yer alan bir adet ve güney duvardaki iki adet dikdörtgen pencere ile sekizgen kasnağın her bir yüzeyinde yer alan uzun mazgal pencereden sağlanır. Kubbe kasnağının köşelerinde yarı duvara gömülü sütunceler birbirlerine yarı duvara gömülü kemerlerle bağlanmıştır. Güney cephede yer alan pencerelerin alınlıkları sivri kemerli olup sağdaki alınlıkta melek motıf ile çift başlı kartal motif işlenmiştir. İç mekâna giriş güney cephenin batı ucunda yer alan portal şeklinde yapılmış taş işçilikli kapıdan sağlanır. Giriş kısmındaki yarı duvara gömülü paye ve kemer izlerinden kibarion tarzında ön girişinin olduğu anlaşılmaktadır. Kapı sövesi üç frizle süslenmiştir. En içte yanlardaki vazodan çıkan üzüm salkımları, diğer frizlerde geometrik geçme ve sarmaşık motifleriyle ok ucu motifleri vardır. İç mekân 6 sütunla 3 nefe ayrılmıştır. Orta nef yan neflerden daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Sütunlar yan duvarlara yarı duvara gömülü payelerle, birbirlerine sivri kemerlerle ve metal gergilerle bağlıdır. Her nef üstte bir tonozla sonlanır. Orta mekânın üzeri fener şeklinde yükseltilmiş kubbe ile örtülüdür. Apsisler üzerinde nişler yer alır. Yapı içerisinde sıva üzerinde seçilebilen fresko resimler büyük ölçüde silinmiş, sadece kalıntıları mevcuttur.

Gümüşhane’nin kültür vadisi olarak da değerlendirilen Krom Antik Kenti için gezgin ve yazar olan İsmail Şahinbaş, Gümüşhane'yi gezerek incelemelerde bulundu.

 

İşte Şahinbaş'ın o yazısı;

2009 yılının Eylül ayından başlayarak 2010 yılının Şubat ayına kadar Gümüşhane coğrafyası üzerine Gümüşhane Valiliği adına çalışma yaptım. Yaptığım bu çalışma çok kapsamlı bir çalışma değil, bir tanıtım kitabının eksik kalan kısımlarının tamamlanması üzerine idi. Bu yüzden bu güzel coğrafyayı tam olarak ve tüm mevsim şartlarında gezme ve görme imkânım olmadı.  Gümüşhane iki dağın arasında bir şehir. Kış aylarında güneşi sabah on gibi ancak görebilirsiniz. Ve güneş öğleden sonra iki gibi de kaybolur. 28 Eylül 2009 günü şehir merkezine tam 10 cm kar yağmıştı.  İşim gereği çok seyahat ettiğimi bilen dostlarımın bana sık sorduğu soruların başında; ‘ülkemizin en güzel yeri’ neresi olduğudur. Bu sorunun bence tek bir cevabı var, o da bu ülkenin her tarafı cennet olduğudur. Bu ülkede güzel olmayan bir coğrafya yok. İnsan çeşitliliği, bitki ve yaban hayatı çeşitliliği ile yarışır düzeyde. Doğa da ne kadar değişik türden çiçek varsa, bu ülkede o kadar değişik kültürel yapı var. Bu zenginlik dünyada hiçbir yerde yok. Net olarak biliyorum ki; yok. Ülkemizde bulunan dağlardan daha yüksekleri var ama mitolojik öykülerle süslenmiş bir Ağrı Dağı gibi, çiçeklerle bezenmiş bir Kaçkarlar gibisi yok. Dünyanın çeşitli yerlerinde kilometrelerce uzanmış kumsallar var ama Antalya sahillerinde olduğu gibi bir antik kentin içerisinden denize girilen bir yer yok. Anadolu dünyanın en üst kültürü  Bu liste uzar gider. Üç iklim tipinin bitki ve hayvan çeşitliliği sağladı, Asya, Avrupa ve Afrika arasında böylesine bir kara parçası hiçbir yerde yok. Anadolu dünyanın merkezidir. Bir de Anadolu ismi sadece bir coğrafi terim değildir. Anadolu, dünyanın en üst kültür değerinin kısaltılmış halidir. Gelelim bugünkü konumuza. Ne zaman bir tanıtım yazısı yazsam mutlaka ön kısmına içerisinde yaşam şansı bulduğumuz bu büyülü coğrafyadan söz ederim. Çünkü büyük resme bakmadan, küçük resmi anlamak bazen zor olabilir. Bazen de tam tersi durum olur elbet. Sonbaharın kışa döndüğü bir zamanda görme şansına eriştiğim Krom Vadisi, Gümüşhane şehir merkezine 60 km mesafede bulunuyor. Vadi, şehrin kuzey yönünde Yağlıdere Köyü’nün sınırları içinde bulunmakta. İkisu Mevkii’nden ayrılan Karaca Mağarası yolu takip edilerek, mağaranın takribi 30 km doğusunda yer alan vadiye ulaşılır. Krom Vadisi’ne, şehir merkezinden giderken kullanılan yolun 35 km’lik bölümü asfalt, 20 km’lik bölümü stabilize olup, vadinin içinden geçen yol, topraktır.  Eski çağlardan beri önemli bir geçiş bölgesi üzerinde konuşlanmış olması ve İmera, İstavrit gibi dönemin önemli merkezlerinin arasında kalması, Krom Vadisi’ni sürekli bir cazibe merkezi haline getirmiş. Krom Vadisi’nin maden kaynakları bakımından da zengin olması nedeniyle yüzyıllar önce binlerce kişiye ev sahipliği yapmıştır. Bölgede tescillenmiş 15 kilise ve şapel bulunmakta. Ama durumları pek iç açıcı değil. Bu ibadethanelerin dışında bir kemer köprü ve Nanak Köyü’nde surlarının bir kısmı hala ayakta olan bir kale bulunmakta. Vadide, Rumlardan kalma taş evler orijinalliğini korumakta. Vadi aslında tümden koruma altına alınmalı. Sadece mimari eserler değil, içerisinde hala yaşayan insan dâhil edilmeli bu korumaya. Nanak Köyü ve Bulut Mahallesi’nde ki taş evler, tarihi değirmen görülmeye değer nitelikte. Bölge ile ilgili çok fazla bilgi bulunmamasına rağmen yapılan araştırmalarda Krom Vadisi'nde, Osmanlılardan önce yerleşmiş bulunan ve madenlerde çalışan yerli halkın, Bizans Dönemi’nde Hıristiyanlaştığı ve zamanla Hıristiyan papazların etkisiyle dillerini unutarak bugünkü Yunancaya çok yakın Rumca kullanmaya başladıkları, Hıristiyan halkın 1920'lerdeki nüfus mübadelesine kadar yörede yaşadığı ve Hıristiyanlığı da yaşattıkları bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1461 yılında Trabzon’u fethetmesinden 1700 yılına kadar, yörede yaşayan insanların dinine karışılmamış. İmparatorluk, 1700'lü yıllarda Hıristiyanlara, Müslüman olmaları durumunda bazı imtiyazlar sağlayacağını duyurunca yöre halkının bir kısmı İslamiyeti seçmiş. 1856 yılında İmparatorluk, herkesi inancında serbest bırakmış. O tarihten sonra Hıristiyanlar, yıkılan kiliselerini onarmış ve birçok kilise yapmışlar. Bugün ayakta kalan kiliselerin birçoğu, o dönemde yapılmış kiliselerdir.  Krom Vadisi ya da Kromni, bir zamanlar bu bölgede çok farklı dinden, çok farklı ırktan insanların yaşadığı, nüfusunun bir ara 10 binleri bulduğu bir coğrafya idi. Bu vadi içerisinde I. Dünya Savaşı kadar yerli Rum ya da Yunan kökenli insanların dışında Müslüman ve Hristiyan Türkler, Kürt, İranlı, Alman, Fransız, Macar ve Arnavut kökenli insanlar da yaşamış. Osmanlı’nın en büyük gelir kaynağı konumunda olan zengin krom madenleri hem bölgeye ismini vermiş, hem de kültürel bir yapı oluşmasını sağlamıştı.  Bölge, yüksek rakımı ve temiz havası nedeniyle yaz aylarında  çevre illerden gelen göçerler tarafından kullanılmakta. Vadide yaşayan bu nüfus, tarihi eserlerin diğer bölgelere nispeten daha sağlam ve bakımlı kalmasını sağlamış. Nitekim Gümüşhane’de çatısı hala sağlam kalabilmiş ender kiliselerden biri de bu bölgededir. Gerek bakir doğası, gerekse asırlardır taşıdığı tarihi dokusuyla Krom vadisi, korunmayı ve özel ilgi görmeyi hak eden bir mevki konumunda.

 

Kaynak: Editör: Gümüşkoza
Etiketler: Gümüşhane’de, Antik, Çağın, Örneği,
Yorumlar
Haber Yazılımı