Yazı Detayı
18 Şubat 2021 - Perşembe 09:42 Bu yazı 323 kez okundu
 
FİLİM İCABI
Niyazi Karabulut
 
 

 

Ortaokullu yıllarımızda Gümüşhane’de iki sinema salonu vardı. Bunlardan birisi bu günkü AKM’nin yerinde ismi Renk Sineması, diğeri İmam-Hatip Lisesinin binasında (bu gün pazaryeri olarak kullanılan alan) Şehir Sineması. O dönemde öğrencilerin sinemaya gitmesi nadirattandı. Öğretmenler sık sık sinema salonlarını denetler sinemaya giden öğrenciler kendilerini idarede bulurdu. Ayrıca aileler, çocuklara,  sinemaya gitmemek konusunda baskı yaparlardı. Benim sinemaya gitmeme sebebim aile baskısından kaynaklanıyordu. Muhtemelen gitmek istesek para imkânı bulabilirdik. Ancak sinemaya karşı tutucu bir davranış içinde olan çevre baskısı o kadar yoğundu ki buna imkân bulamıyorduk.

Biz sinemaya gidemeyen çocuklar, sinemanın o büyülü dünyasını daha çok arkadaşlarımızdan dinlerdik. O arkadaşlar ilkokulu şehirde okumanın verdiği rahat tavırlarla bizim birkaç tık önümüzde davranış sergilerlerdi. Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit gibi isimleri bu arkadaşlarımızdan duyardık. Sinemaya giden arkadaşlarımızı heyecanla dinler filimler hakkında bilgi edinirdik. Arkadaşlarımız filmden bazı sahneleri anlatır, dövüş sahnelerini uygulamalı olarak bize gösterir, başrol oyuncusunun neler yaptığını bizlere aktarırdı. Tabii arkasından şu cümleyi eklemeyi ihmal etmezlerdi: ‘filim icabı.’ Dayak yenilmişse filim icabı, yani şakacıktan, ölüm olmuşsa filim icabı…  

Şehirde birkaç yılımız geçince şehrin hinliklerini cinliklerini kendi çapımızda öğrendik tabii. Zaman zaman sinemaya kaçtığımız günleri hatırlarım. Sinemanın atmosferinde nasıl üzülüp, sevindiğimizi, sık sık kararan perdenin ardından kopan ıslık tufanlarını, aktörlerin yanlış yaptıklarında nasıl yuhalandıklarını gün gibi hatırlarım. Sinemadan çıkarken tanıdık birisi ya da öğretmenlerimizden birisi görmesin diye nasıl kendimizi gizlediğimizi, büyükleri kendimize siper ettiğimizi hiç unutmam.

Sonra aradan yıllar geçti hayatı tanıdık, hayatın bir film sahnesi olduğunu anladığımızda çevremizdeki davranışların çoğunun ‘filim icabı’ olduğunu gördük, öğrendik. Günümüzde film icabı yaşayan; yani rol kesen bir güruh ile karşı karşıyayız. Toplumun çok film seyrettiğinden midir, nedir? Herkes rol yapmayı o kadar iyi beceriyor ki… Değme artistlere taş çıkartacak nitelikte.

Yalan söylerken bir insanın yüzü nasıl kızarmaz. Yalan söylediği bilinen bir kişi utanmadan nasıl toplum içine çıkar. Dolandırıcılık yapan bir adam toplumda nasıl itibar görür. Fahiş fiyat uygulayan tüccar, işini doğru yapmayan memur, rüşvet alan kimse, verdiği sözde durmayan kişi… bütün bunlar rollerini o kadar hakkıyla yapıyorlar ki. Konuştuklarında dünyanın en dürüst kişisiyle karşı karşıya olduğunuzu düşünürsünüz. Sosyal medyada paylaşılanlara bakınız. Zaman zaman Farabi’nin el-Medinet’ül Fazıla’sında (erdemliler şehri) yaşadığımı düşünüyorum. Medinet’ül Fazıla’nın kemteri.

Kal (söz) önemli değil, hal (davranış) önemlidir demiş eskiler. Ancak sözlerimize yalan, halimize rol karıştı. Artık film icabı olan davranışları sergiliyoruz toplum olarak. Bu toplumun bir üyesi olarak ben de bu anlattıklarımdan hali değilim elbet. Çünkü insanın en büyük şekillendiricilerinden birisi de toplumdur.

Çocukluk yıllarımızdan, ileri yaşlı yıllarımıza geldiğimizde yaşadığımız değişim bu. Hayatın takvim yaprakları güz mevsimini yaşarken söyleyeceğimiz bir tek şey kalıyor geriye. Onu da çocukluk arkadaşlarımızın ağzından tekrar edelim: THE END, yani bitti.

 
Etiketler: FİLİM, İCABI,
Yorumlar
Haber Yazılımı