Yazı Detayı
04 Mart 2021 - Perşembe 09:10 Bu yazı 893 kez okundu
 
İNSANOĞLU NİSYAN İLE MA’LUL
Niyazi Karabulut
 
 

 

Önce başlığı açıklayalım. “Nisyan” pek fazla kullanılmayan kelimelerimizden. Unutmak anlamına geliyor. “Ma’lul” illetli demek. Yani hastalıklı. Kısaca şöyle diyelim: “İnsan unutan bir varlık.” Unutmanın güzel tarafları var elbette. Ama unutulmaması gerekenler de var. 28 Şubat gibi. 27 Mayıs gibi. 12 Eylül gibi.

Medyada 28 Şubatla ilgili yazılanları okuyunca şöyle içim burkuldu. Timsah gözyaşı dökenler için şöyle gazetelerin o günkü nüshalarına bakmak yeterli. (İyi ki internet var.) Herkes 28 Şubattan muzdaripmiş. O günlerin içinden geçmişliğimiz var. Yaşımız müsait. O günlerde elini göğsünün üzerinde gezdirip oh oldu, diyenleri hatırlayacak kadar hafızamız sağlam, Allaha şükür.

Mesela 15 Temmuzdan önce maklube yiyip gerim gerim gerinenler ve her münhal makamı kendi hakkı zannedenler 15 Temmuz sonrasında FETÖ’ye lanet okumayı vird haline getirmişlerdi. Birçok kişi geçmişin unutulduğunu zannediyor. İnsanın nisyanından faydalanıyor. Şu sosyal medya bu konuda ne büyük nimet. Bazılarının fotoğraflarını, yazdıkları övgüleri, tuttukları çanakları önlerine koysak utanırlar mı acaba?

İnsanoğlu garip. Oldukça garip… Kendini saklamasını biliyor. Nerde nasıl davranacağını da… Nerede nasıl konuşacağını da… Bu da bir yetenek tabii ki. Bulunduğu ortama uyum sağlamak. Zamanın ruhu falan gibi laflar mı etsek. Meğer Erbakan Hocanın ne çok seveni varmış. Hüsnü zannımızı galip kılıp şöyle düşünelim. Aklın yolu bir, herkes gerçeği eninde sonunda görüyor. Eyvallah.

Ne diyordu Erbakan Hoca: “Adil düzen”; birinci prensip adil olmak. Adaletli davranmak. Aslında hasretini çektiğimiz şey, gözü kara bir şekilde âşık olduğumuz şey adaletti. İnsanın fıtratı adaletten yana. Ne yazık ki adaletsizliğe olan isyanımız hala devam ediyor. Mutlak adalet mahkeme-i kübrada olacak. Bunda şüphemiz yok. Ama bu dünyanın düzeni için de adalet lazım.

İşin daha başka bir boyutu da var; o da 28 Şubatın mağdurlarının içinde bulundukları psikolojik durum maneviyatlarını güçlü kılmıştı. Aynı insanlardan birçoğunun bu günkü durum ve konumlarına bakarak nerelere savrulduklarını görünce içimizin acıdığını söylemeliyim. Stockholm sendromu denen bir psikolojik durum var. Kısaca insanın düşmanına benzemesi. Ya da cellâdına âşık olmak. Bu savrulmaları makam, mevki, dünyalık diye geçiştiremeyiz. “Allahım sonumuzu hayırlı eyle” diye güzel bir dua vardır.

Bunlar benim hatırladıklarım. Unuttuklarım da var elbette. Benim unutmamın zararı bana. Ama toplum olarak geçmişi unutursak daha büyük belaların başımıza geleceğini söylemek kehanet değil. Çünkü bu eylemlerin mağduru millet. 28 Şubatta kaç bankanın içi boşaltıldı. Bu milletin cebinden ne kadar para çalındı. Fetö sürecinde bu milletin zeki evlatları nasıl zehirlendi. Kendisine düşman edildi. Milletin parasıyla alınan silahlar millete doğrultuldu. Ne demişti rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu: “Namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam.”

Söylenecek söz çok. Ama susmanın anlamı daha büyüktür. Son olarak sözü şair bir dosta bırakarak çekilelim aradan: “Yaşanmayan acıların gevezeleri, yaşanan acıların suskunları vardır. Bezirgânlara, çığırtkanlara değil sessizlikte kaynayan kelimelere bakın.” Ahmet Edip Başaran

 
Etiketler: İNSANOĞLU, NİSYAN, İLE, MA’LUL,
Yorumlar
Haber Yazılımı