Yazı Detayı
15 Ocak 2020 - Çarşamba 09:39 Bu yazı 264 kez okundu
 
SAVAŞA ÖVGÜ
Niyazi Karabulut
 
 

 

Savaşın kötü olduğuna dair bir ön kabulümüz var. Tabii ki insan öldürmenin kötü olduğunu kabul etmemek aklı selim için düşünülemeyecek bir davranış biçimidir. Bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek olarak kabul edildiği bir medeniyetin mensupları olarak öldürmenin menfur bir fiil olduğunu söyleyebiliriz.

İnsan merhamet sahibi bir varlıktır, duyarlılığı vardır. Tersinden söylersek merhameti ve duyarlılığı olmayana insan diyemeyiz. Dolayısıyla başkalarına merhamet etmeyen, onların dertleriyle dertlenmeyen, onların acılarını duymayan, elem ve kederlerine ortak olmayan bir insanın insani tarafları törpülenmiş demektir.

Yukarıdaki paragrafta izah etmeye çalıştığımız duyarlılık bir derdi olan insanın duyarlılığıdır. Ya da şöyle söyleyelim böyle bir davranış insanın bir derdi olmasını gerektirir. Derdi olmayanın, insanlığa karşı muhabbet beslemeyen kimselerin diğer insanlara karşı kayıtsız kalması mümkün. Dünyadaki haksızlıklara, hukuksuzluklara, zulme karşı çıkmak; nadiren de olsa savaşmayı gerekli kılıyor.

Savaşmanın kötü olduğuna dair ön kabul bizi diğer insanların zulme uğraması karşısında duyarsızlaştırıyor; dilsiz şeytan mesabesine koyuyor. Savaş kötüdür sloganının arkasına takılanların çağdaş toplumlarla aynı paralelde olmayı marifet sayanların yanılgısı burada başlıyor.

Kendilerini demokrasi havarisi kabul eden ve kerametleri kendilerinden menkul canavarlaşmış milletlerin demokrasi, insan hakları, nükleer silah gibi bahanelerle -ki bu silahların üreticisi onlardan başkası değil- insanları öldürmekte bir beis görmeyen, onların yaşama hakkını elinden alan, çoluk-çocuk, yaşlı kadın ayrımı yapmadan üzerlerine bomba yağdıran ve bunu kendilerinde hak olarak gören zalimlerin olduğu bir dünyada savaş kötüdür sloganları ne kadar anlamsız kalıyor.

Bu anlayış kendilerini üstün ve yönetici konumunda gören dünyanın geri kalanına da kendilerine biçilen rolü oynayan figüranlar olarak bakan sakat bir anlayış. Modern dünyanın demokrasi, insan hakları gibi muğlak terimlerle kendilerinde meşru hak olarak gördükleri başkalarına müdahale etme yetkisini emsal göstererek zalime ve zulme karşı çıkmak gibi daha makul ve insani gerekçelerle savaşa evet demek karşı çıkılacak bir fiil olmamalıdır.

Savaş ki bizim kültürümüzde cihad olarak isimlendirilerek diğer savaşlardan ayrıştırılıp ayrı bir felsefe üzerinden ifa edilir. Cihad dediğimiz eylem derin bir tefekkürdür. Bu bağlamda cihad insani ve ahlaki bir vecibedir. Hatta cihad bir erdemli harekettir. Zalime ve zulme karşı çıkarak, adaleti tesis edecek bir düşünceyle düğüne gider gibi ölüme yürümek insanlık uğruna kendini feda etme erdeminden başka nedir ki? Böyle bir davranışın arkasında derin bir tefekkürün izlerini bulmak mümkün.

“Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.” (Maide, 32)

İslamiyet insan haklarını ve bilhassa yaşama hakkını kutsal olarak kabul etmiş, haksız yere insan hayatına kast etmeyi, yani adam öldürmeyi büyük günahlardan saymıştır. İslamın beş ana hedefinden biriside insan hayatını korumaktır. Bu, insanın sorumlu olduğu görevlerden birisidir. Canı, malı, nesli muhafaza etmek, zulme son vermek ve vatanı savunmak için savaş kutsal bir eylemdir.

 
Etiketler: SAVAŞA, ÖVGÜ,
Yorumlar
Haber Yazılımı